Bir Yaşam Şekli Olarak Dil
Bir Yaşam Şekli Olarak Dil

   Hepimiz, dünyaya geldiğimizde "agucuk-gugucuk" tan ibaret, etrafa anlamsız gözlerle bakan, sudan çıkmış balık gibi bebeklerdik. Karşımızda değişik sesler çıkartıp, oyunlar oynayıp, tek kelimemiz için taklalar atabilecek ebeveynlerimiz vardı...


   Onlara uzaydan gelmişler gibi bakmamıza rağmen, bıkmadan yılmadan bir şeyler anlatırlardı. Uzunca bir süre sadece dinleyici kaldık çünkü duyduklarımız bizim için sadece anlam içermeyen seslerden ibaretti. Zaman geçtikçe bazı hareketlerin, kelimelerin ve cümlelerin her gün tekrarlandığını fark ettik; "Yapma!", "Dur, dur, dur...", "Duvarları çizme.", "Hayır onu sakın fırlatma." "Seni çok seviyoruz.", "İyi ki doğurmuşum." ve benzeri cümlelerle devam etti. Bunlar çoğunlukla anne replikleridir. Peki bunları neden mi yazdım? Çünkü en çok maruz kaldığımız kişiler annelerimizdir. Bunları çok sık duymaya başladığımızda bile bizler için bir şey ifade etmiyordu, bu yüzden de sürekli aynı hataları yapıp yapıp ebeveynlerimizi kızdırmaya devam ederdik. Ama altını çiziyorum farkında olmadan, çocukça yapılan hatalardı bunlar. Ne zaman ki onların mimikleri, hal hareketleri, beden dilleri ve ağızlarından çıkan kelimeleri zihnimizde bağdaştırmaya başladık, işte o zaman bazı söylenenler bizim için anlamlı hale gelmeye başladı. Ama hala kendi bildiğimizi okumaya devam ettik çünkü unutuyorduk. Sonuçta hiç karşılaşmadığımız bilmediğimiz bir dili anlamaya çalışıyorduk. 
   Zaman geçti ve ebeveynlerimizin iletişim kurma şekline özendik ve bir kaç kelime mırıldanmaya başladık. Etrafımızdakiler bizim çıkardığımız anlamsız seslere kendilerince anlam yüklemeye başladılar ve her söylediğimiz eksik ya da yanlış bir kelimeyi doğru şekilde telafuz edip üstünden geçtiler. Dudaklarımızı burka burka söylediğimiz "buuuu" sözcüğümüzden su istediğimizi anladılar. "Attaaa" sözcüğümüzden dışarı çıkmak istediğimizi anladılar. Bizler ebeveynlerimizin basit cümlelerini anlıyorduk ama kendimizi onlar gibi ifade edemiyorduk. Kendimizi anlatabilmek için çabalıyorduk. Yüzlerce kez aynı şeyi söyleyip doğru anlaşılmayı bekledik. Tek istediğimiz biraz sabır ve teşvikti. Böylece kendimizi ifade edebilmek için daha çok cesaretlenip daha da çok konuşmak için çaba sarf edecektik. Ama olumsuz bir tepkiyle karşılaştığımızda ve karşımızda sürekli olarak bizi bölen, söylemeye çalıştıklarımızı ve çabamızı görmeyen anne babalar gördüğümüzde konuşmaya nasıl hevesimiz olmalıydı ki...
   Bu yazıyı okuduğunuzda ne hissettiniz? 
   Hatırlayamadığınız kadar eski anılar bunlar. Ancak kendi ebeveynlerimizin anımsayacağı türden... Bu anekdotu yaptım çünkü dil öğrenmenin bir süreç olduğunu, hiçbir şeyin pat diye gerçekleşmediğini, ana dilimizi öğrenirken geçtiğimiz süreçle, şuan ikinci bir dili öğrenirken geçilen sürecin aynı olduğunu hatırlatmak istedim. 
   Hem bir anne olarak hem de bir eğitmen olarak şunu söyleyebilirim ki çocuklarımızdan beklentimiz onları uzaya taşıyacak kadar çok olabiliyor bazen. Hele ki yeni çağ ebeveynlerinin bazıları, çocuklarını bir maratona sokmuş gibi koşturuyor da koşturuyor. Bu sonuç odaklı olmaktan kaynaklı bir problem. Çocuk okula gidiyorsa hemen her şeyi öğrenmeli, hemen her öğrendiğini yansıtmalı. Ama canımız velilerimiz! Ama canımız ebeveynlerimiz! Bir dakika durunuz ve kendiniz nasıl bir süreç geçirdiniz bunu hatırlayınız. Dil zaman ister, tekrar ister, sabır ve süreklilik ister, fedakarlık ister. Eğer hepsini verebiliyorsanız zaten elbet bir gün bunun meyvesini yersiniz. Her çocuğun kişisel gelişimi farklıdır. Bunu unutmamak gerek.
 
 



Okul Öncesi 140 1 28 Aralık 2017, Perşembe

E-Bülten Üyeliği
Yorumunuzu Yazınız
Yorumlar
Nurgül Turhan / 08 Ocak 2018, Pazartesi 18:07
Çok doğru bir tespit, emeklerinize sağlık.

Arama

444 10 98